(29 Ocak 1958-14 Nisan 2024)

Karlı bir kış günü hayata katıldın Artvin’in Mamazimda (Şehitlik) köyünde. O köyki Çoruh’tan Genya Dağı’nın sisli yamaçlarına dek uzanırdı ve bu coğrafyada insan hele de çocuk ölümü sıradan bir durumdu. Sen doğana kadar üç çocuğunu kaybeden Hayriye ve Abdullah bu yüzden gözleri gibi baktılar sana. Sen yaşayan ilktin, senden sonra dört kardeşin de seni takip etti, daha o günden iyi şeylere “Temel” olacağın belli olmuştu. Bu yüzden köy ilkokulundan sonra okuman için her şeyi göz alarak ortaokula yazdırdı anan baban seni. Sen de yağmurda, karda, sıcağın alnında her gün 7-8 kilometre yürüdün Artvin’e onların yüzünü kara çıkartmamak için. Daha ortaokula başladığında babanı kaybetmiş olman bile yürüyüşünü bozmadı. Yürüyüş o yürüyüş… Sonra Artvin Ticaret Lisesi’nde devrimci yürüyüşün başladı. Başlamıştın ya bir kere soluksuz koşar adım devam ettin, çünkü
dönmek yoktu defterinde. Artvin’de faşizme karşı mücadelenin en gözü kara
öncülerinden biri olman da bundandı. 1980 Ocak ayında bulunduğun evi
kuşatanlar seni teslim almanın ne zorlu bir iş olduğunu yaşayarak gördüler. İşkenceli sorgular, çoğu açık faşizm koşullarında geçen 12 yıllık mahpusluk da vazgeçiremedi seni yolundan. Çıktıktan sonra da yaşamdan, mücadeleden ve yol arkadaşlarından hiç kopmadın. Hem bir proleterdin alın teriyle ekmeğini kazanan hem de aydınlık Türkiye mücadelesinin hep koşturan gönülden sevdalısı. Ta ki o illet pıhtı seni yatağa düşürene kadar. Yine de yaşama bağlıydın, yoldaşlarına. Kuşatılan evde birlikte yakalandığın kaderdaşın Ali Alkın’ı sordun hep. Dilsiz kaldık karşında, çünkü yatağa düşmenden kısa bir süre sonra onu da ölümsüzlüğe uğurlamıştık. Ve sen de terk ettin bir sabah bizi. Dışarda taze bir bahar yeni bir yaşamı muştularken seni de
Ali Alkan’ın yanına uğurladık. Ama biliyoruz ki hepinizle birlikte yaşamayı
sürdüreceğiz, dün olduğu gibi bugün de yarın da…